Dansın Prensi… BAHRİ GÜRCAN

Dans ve bale denince, özellikle de Ankara Devlet Opera ve Balesi dendiğinde akla ilk gelen isim, her zaman Bahri GÜRCAN olmuştur…

“Giselle”, “Uyuyan Güzel”, “Don Kişot”, “ Yedi Güzeller”, “Şımarık Kız”, “Mevsimler”, “Serenad”, “Korsan”, “Anna Karenina”, “Kamelyalı Kadın”, “La Bayadere”, “Üç Silahşörler”, “Hırçın Kız”, “Cindirella”, “Fındıkkıran”, “Romeo&Juliette”, “Ferhat ile Şirin”, “Kuğu Gölü” gibi hemen hemen tüm ünlü eserde başrol olarak dans eden ve aynı zamanda 1993’den bu yana Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin başarılı “Baş baleti” olan Bahri GÜRCAN’a; kariyerini, başarılarını, dansı ve dans sevgisini sordum. Gerçekten çok keyifli bir sohbet oldu…


Sizin, konservatuardan mezun olduktan sonra, “Jeune Ballet de France”dan davet alarak, Paris'te çalışmaya başladığınızı ve Fransa'nın birçok şehrinde temsiller verdiğinizi biliyorum. Neler yaşadığınızı ve neler hissettiğinizi bizimle paylaşır mısınız?
Bahri GÜRCAN -
1990 senesinde Ankara Hacettepe Devlet Konservatuarı’ndan mezun oldum. Mezun olmadan önce, Ankara’ya Fransa’dan “Jeune Ballet de France” gelmişti. Oranın direktörü okulumuzu ziyaret ettiler. Ve o çalışmalar sırasında, beni çok beğendiklerinden dolayı, kendileriyle çalışma teklifinde bulundular. Bu beni çok mutlu etti. O dönemde, Duqreen Magalaje Villy ile çalışıyordum. Kendisi çok kıymetli bir çalıştırıcıdır ve beni baleye bağlayan en büyük sebeplerden biri de kendisidir. Bir öğrencisinin “Jeune Bale de Frances”dan teklif almış olması, onun için de çok büyük bir başarıydı… Ki; ben o zaman henüz 16 yaşındaydım. O tekliften sonra kendisiyle birlikte bir karar verdik ve Fransız Kültür ile kontrat imzaladık. Oradan bana Fransız bir hoca buldular ve gitmeden 3-3,5 ay Fransızca dil dersleri aldım ve sonrasında Fransa’da çalışma sürecim başladı… Paris çok büyük bir şehir, henüz 16 yaşındasınız, okuldan yeni mezun olmuşsunuz, ülkenizden ayrılıyorsunuz ve bu sanatın en üst seviyede yapıldığı bir ülkeye gidiyorsunuz… Orada çok değerli çalıştırıcılarla çalıştım. Paris Operası’nın balet masterlerinden John Neumeier, benimle çok ilgilendi ve özel olarak çalıştırdı. 3 aylık bir çalışma sürecinden sonra Fransa’daki turnelerimiz başladı. Bu turneler 4 ay kadar sürdü. Günde 2 temsil olarak, ciddi anlamda temsiller vermeye başladık. İlk zamanlar çok yorucu ve çok stresliydi. Ancak sahne tecrübesini aldıktan sonra, bu durum yerini büyük bir keyfe bırakmaya başladı. Fransa’da başta Paris olmak üzere; birçok şehirde yaklaşık 250-300 temsil yaptım. O senenin bitiminde, benim için çok önemli bir turne süreci olan, 5 aylık; Çin, Filipin, Tayvan, Honkong, Tayland’ı kapsayan Uzakdoğu turnesine çıktık. Bu turnede; Uyuyan Güzel, Don Kişot, Korsan, Napoli, Grand pas Classic, Ober gibi ünlü eserlerde dans ettim. Bu turnede 5 ay kadar sürdü. Öncelikle Tayvan’a gittik ve temsiller yaptık Reda isimli bir koreografını eserini çıkardık. Sonra Hong Kong’a gittik orada da 2 hafta kadar temsiller gerçekleştirdik. Sonrasında ise Pekin’de 1 ay kaldık. Marsel’in Lartek’ini sahneledik. Şangay’da ise 1 aylık bir süreçte yeni bir eser gerçeklşetirdik. Filipinler’de de çeşitli temsiller ve gösteriler… Paris’e dönüşte, Jean Christof Blavier’un companysinin sınavlarını kazandım. Ankara’ya tatile geldiğimde ise burada sınav açıldığını duydum. Sınava girip girmeme arasında gidip gelirken, ailemin de desteği ile kaldım ve operada derslere başladım. Sonrasında sınava da girerek, Devlet Opera ve Balesi’ndeki dansçılık hayatıma adım attım. 1993’de başlayan bu serüvende, çok önemli eserlerde dans ettim hatta “Dans etmediğim eser kalmadı” diyebilirim… Bu açıdan da çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Çünkü bu durum, iyi ve üst düzeyde bir çalıştırıcı olmak isteyenler için çok büyük bir avantajdır. Kısacası 1990’dan bu zamana kadar, çok aktif bir şekilde dans ediyorum. Dans etmeyi gerçekten çok seviyorum. “Bir kez daha dünyaya gelseniz ne olmak isterdiniz” diye sorsanız cevabım “Yine dansçı” olur. İnsan sahnede her şeyi yaşayabiliyor… Çünkü orada hiçbir şeyi saklayamıyorsunuz, her şey ortada… Danstaki her duyguyu, seyirciyle paylaşıyorsunuz. Sahnede asla yalan yok. Her şey beyaz ve şeffaf…

1993 senesinden bu yana Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde “Başdansçı” olarak görev yapıyorsunuz… Baş dansçı olmak ciddi sorumluluk ister. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Bahri GÜRCAN -
Evet, “Başdansçı” olmak, gerçekten de büyük bir sorumluluk istiyor… Çünkü insanlar bir yerlere kolaylıkla gelebiliyorlar. Ancak esas zor olan; geldikleri noktada kalabilmeleri… İşte bu çok zor! Yapmış olduğumuz meslek, dünyanın en zor mesleklerinden biri… Bizim 2 saatlik bir gösterimiz, öncesinde günlük olarak; 6-8 saatlik bir çalışma sürecinden oluşuyor. Genel süreci ise 1-1,5 aylık bir zamanı kapsıyor. Bu da ciddi anlamda, çok fazla çalışmak demek… Bizim mesleğimizde; hem sporcu olmalısınız, hem çok estetik olmalısınız, hem de güçlü olmalınız… Oynadığınız eserin konusunu, tarzını ve stilini ise çok iyi bilmeniz gerek. Kısacası, her açıdan zor bir meslek icra ediyoruz…

“Biraz da eğitim zamanı” dediniz ve Dünya Dans Merkezi'nde sanat danışmanlığına başladınız. Burada klasik sanatları tanıtıyor, başta klasik bale olmak üzere; çocuk balesi, modern dans ve Latin danstan yoga ve pilatese kadar pek çok alanda eğitimler veriyorsunuz… Tüm bunları bir de en doğru ağızdan; sizden dinleyelim…
Bahri GÜRCAN -
Dünya Dans Merkezi’ndeki sanat danışmanlığı görevime gelince… Buradaki görevimi, büyük bir zevkle sürdürüyorum. Klasik sanatları, özelikle de bale sanatını, ülkemizde yaygınlaştırmak adına ciddi anlamda çabalar sarf ediyoruz. Ben de bilgi birikimlerimi, Dünya Dans Merkezi’ne aktarıyorum. Burası 2 sene önce kuruldu. Ben de 2 senedir, sanat danışmalığını görevini yürütüyorum. Burada çok başarılı işler yapıyoruz. Geçen seneki gösteri, ciddi bir başarı yakaladı ve Fethiye’de bir festival daveti aldı. Aynı zamanda yurt dışından da festival davetleri alıyoruz. Yine bu sene de, Fethiye’deki festivalin tüm organizasyonunu, açılış ve kapanış gösterileriyle birlikte; Dünya Dans Merkezi yapıyor. Çeşitli derslerle, Türkiye’deki bale sanatını ve nerede olduğunu anlatıyoruz. Bu, Türkiye’nin tanıtımı açısından da çok önemli. Ben her zaman şunu savundum; Türkiye’deki klasik sanatlar, özellikle de; dans, müzik ve opera… Bunlar, evrensel sanatlar. Kendi kültürümüzü ve kimliğimizi, evrensel sanatlarla tüm dünyaya gösterebiliriz. Çünkü dili yok. Tamamıyla, ortak duygular… Biz de bu anlamda, büyük destanlar ve hikâyelerle, kendi kültürümüzü en iyi şekilde sergileyebiliriz…

Okulunuzun hizmet kriterleri neler?
Bahri GÜRCAN -
Okulumuzun hizmet kriterleri; daima doğru eğitim… Yurt dışında edindiğim izlenimlerle, oradaki çalışma sistemi ve düzenini buraya taşıdım. Burada verilen derslerde ve yapılan programlarda yaş sınırlaması yok. Öğrenci portföyü 4-55 yaş arası… Hayatlarında hiç bale yapmamış kişiler de buraya geliyor. Tıpkı yurt dışında olduğu gibi, profesyonellerin yanı sıra amatör dansçılar da derslere katılıyor. Bale gerçekten de birçok sporun yanında çok önemli bir yer tutuyor. İnsanlar, 1 ya da 2 senelik bir süreçte, fiziklerinin nasıl değiştiğini ve nasıl forma girdiklerini takip ediyor. İnsan vücudu gerçekten de çok ilginç… Ne şekil verirseniz, onu alıyor… Burada ders alan kişiler de, vücutlarının nasıl esnek bir hal aldığını ve değiştiğini görebiliyorlar. Duruş bozuklukları değişip, daha elegant bir şekil alıyor. Dans, bu anlamda da gerçekten çok faydalı bir spor... Okulumuzdaki programları akademik olarak hazırlıyoruz. Öğrenciler öncelikle yerde çalışmaya başlıyorlar. Sonrasında ise ortadaki adımlarla devam ediliyor… Dünyada yaygın olan sistem; ‘Vaganova Sistemi’dir. Bu sistem, bale eğitiminde önemli bir yer tutmakta… Biz bunun üzerine, biraz da dans ekolünden bir şeyler taşıyoruz. Bu yüzden de, çok iyi bir sistem olduğunu düşünüyoruz. Gördüğümüz kadarıyla da; temsillerimizin kalitesi ve dersteki seviyeler açısından çok büyük bir ilerleme var. Bu da bizi çok mutlu ediyor…

Klasik sanatları yaygınlaştırmak ve geleceğin yetenekli sanatçılarını bulmak adına 4-10 yaş arası çocuklara yetenek testi yapıyorsunuz… Bu konuyu biraz açabilir misiniz?
Bahri GÜRCAN -
Evet biz burada çeşitli yetenek testleri de yapıyoruz. Ve gerçekten de yetenekli olan çocukları, 2 senedir testlerden geçiriyoruz… Her sene de yapmaya gayret ediyoruz. Bu bizim için çok büyük bir emek ve çok yoğun bir çalışma demek... Birçok sanatçı, bu kampanyanın içerisinde yer aldı. Ve binlerce çocuk, bu süreç içerisinde bu testten geçti. Birçoğu klasik sanatlarla uğraşmaya başladı, birçoğu da müzik kulağı çok iyi olduğundan dolayı; konservatuarların müzik bölümlerine girdi ya da çeşitli müzik kurslarına devam etti… Kimileri ise dansla uğraşmaya başladı… Aslında çok önemli olmasının yanı sıra bir hayli de zor. “Bu sene tekrar yapacak mısınız?” diye sorarsanız şu an için henüz bilemiyorum…

Baleyi Türkiye’de sevdirmek ve yaymak gibi bir misyon yüklendiniz… Bu misyon devam edecek mi? Başka şehirlerde de dans okulları açmayı düşünüyor musunuz?
Bahri GÜRCAN -
Türkiye’de baleyi sevdirmek ve yaygınlaştırmak bizim en büyük amacımız… Özellikle de Dünya Dans Merkezi’nin en büyük amacı… Bu yüzden, Türkiye’de artık ciddi oluşumların olması gerekiyor. Çünkü sanatçı toplumu yönlendirebilecek bir misyona sahip. Bu misyonun da en iyi şekilde yapabilecek kapasitede olan Devlet Opera ve Balesi ve Devlet Tiyatroları sanatçıları, halkın içine daha fazla açılmalılar… Daha fazla temsiller ve gösteriler yapılmalı… Halkımızın da biraz daha sosyalleşmeye ve paylaşmaya ihtiyacı var. Çünkü insan için elbette ki gerekli olan pratik eğitimin yanı sıra, sosyal anlamda kişilerin birbirleriyle paylaşımları sonucunda öğrendikleri şeylerin de çok çok önemli olduğunu da unutmamak gerekir diye düşünüyorum… Sanat, insanları gerçekten de birleştiriyor. Onları bir çatı altında toplayarak, birbirleriyle bir şeyler paylaşmalarını sağlıyor. O açıdan da sanatların daha fazla tanıtıma, daha fazla reklâma, daha fazla temsil ve gösterilere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Dünya Dans Merkezi de önümüzdeki yıllarda, plan ve proje çerçevesinde olur ise, yıl bazında temsil sayılarını daha fazla artıracak. Hedefimiz; yılda 15-20 temsil yapmak…

Okulunuz ve dans çalışmalarınız nedeniyle oldukça yoğun bir temponuz olduğu kesin… Kendinize vakit ayırdığınızda neler yaparsınız? İlgilendiğiniz farklı sanat dalları da var mı yoksa yine mi dans?
Bahri GÜRCAN -
Dünya Dans Merkezi’ndeki çalışmalarım oldukça yoğun. Ancak bununla birlikte, operanın çalışmaları da çok daha ön planda... Dünya Dans Merkezi’nde sanat danışmanlığı yapmamdan bu zamana kadar bakarsak; operadaki hemen hemen bütün temsillerde de dans etmişim… Hem işimin kalitesinin artması, hem de buradaki çalışmalarımın devam etmesi, gerçekten çok sevindirici…

Bu keyifli sohbet için ve bize bu yoğunluğunuzda vakit ayırdığınız için çok teşekkürler…
Bahri GÜRCAN -
Ben de size çok teşekkür ediyorum...


Röportaj: Begüm TANERİ



YORUM YAZ

1+3=

DİĞER RÖPORTAJLAR

  • as Röportaj / Dilan ÖZGÜN

     as Dergi / Dilan ÖZGÜN Röportajı   Öncelikle bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? Dilan ÖZGÜN nas...

  • RUJ

    Modern alternatif rock müziğinin Türkiye'deki en iyi örneği olan RUJ’la bu ay keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. RU...

  • BURCU GÜNEŞ Artık "TAMAMDIR"

    Burcu Güneş, “Tamamdır” adını verdiği yepyeni single albümüyle müzik severlerle buluştu. Ge&cc...

  • YENİMAHALLE BELEDİYE BAŞKANI FETHİ YAŞAR

     YENİMAHALLE BELEDİYE BAŞKANI FETHİ YAŞAR RÖPORTAJI:     as- Öncelikle bize biraz özgeçmişinizden bah...